9 Şubat 2010 Salı
İki parça arasındaki 7 fark
yazan papa.tya saat 01:03 0 comments
Fişleme çakma, hande yener, hipnoz, Owner of a Lonely Heart, türkiye, yes
1 Şubat 2010 Pazartesi
mantık hatası üzerine kurulu banka ekonomisi
- iyi günler papatya hanımla mı görüşüyorum?
- ta kendisi, buyrun.
- TEB'den arıyorum. Birikmiş kredi kartı borcunuz var.
- Benim kredi kartım yok.
- Var gözüküyor.
- Vardı bir sene önce iptal ettim.
- Sizi ilgili departmandaki arkadaşa aktarıyoruz.
- Lütfen.
- iyi günler, papatya hanımla mı görüşüyorum?
- ta kendisi, buyrun.
- Kredi kartı borcunuzla ilgili...
- Benim kredi kartım yok.
- Hiç kullanmadınız mı?
- Sizin bankanızdan 2 tane vardı. Birini kullandım. Geçen sene de ikisini iptal ettim.
- İptal görünmüyor.
- O zaman şimdi iptal edin.
- İptal edebilmemiz için bir otomatik ödeme talimatı vermeniz gerekiyor.
- Hönk! Nası yani?
- Ancak bir otomatik ödeme talimatı verirseniz, iptal olabiliyor.
- Şimdi ben anlamadım. İptal edip, kullanmak istemediğimi belirttiğim bir kart var. Ve siz diyorsunuz ki, otomatik ödeme talimatı verin. Şimdi ben başka bir bankada olan otomatik ödeme talimatımı çekeceğim, size geçireceğim, kart iptal olacak. Otomatik ödeme talimatı havada mı kalacak?
- Yok iptal etmeyeceğiz. Sürekli otomatik ödeme talimatı işlemi bizim bankamızdan yapılacak.
- Ama benim sorunum otomatik ödeme değil ki, kartın iptal edilmesini istiyorum.
- Otomatik ödeme talimatı verirseniz, işlem paranız iptal olacak.
- Ben yapmadığım işlemin parasını vermeyeceğim. Çünkü kartlarımı geçen sene iptal ettim. O kartı geçen sene de istemiyordum, hala da istemiyorum.
- O zaman ben sizi ilgili birime aktarayım.
- E, lütfen yani.
Hat düştü.
yazan papa.tya saat 12:33 1 comments
Fişleme bankacılık, teb, türk ekonomi bankası, türkiye
29 Ocak 2010 Cuma
29 Aralık 2009 Salı
Sanata malzeme oldum
Nasıl mı? Çok kolay.
Önce sanatçı bir arkadaşınız olması gerekiyor. Ardından sorununun İstanbul olması, ve sizin de İstanbul çanak anten ve çatı manzaralı bir eviniz olması.
Sonra bu arkadaşınız sizi arayıp böyle böyle bir durum var, senin de bu projeme uygun bir manzaran varmış, gelip birkaç fotoğraf çekebilir miyim? diyor.
E siz de öküz olmadığınız için, tabi ki, diyorsunuz.
Geliyor, bakıyor manzaraya. Sonra sorun olmazsa seni de çekebilir miyim? diyor.
Biraz tırsak ve alçak sesle tamam, diyorsunuz. Ve olay gerçekleşiyor.
Zaman geçiyor ve siz unutuyorsunuz. Ta ki biri hatırlatana kadar...
Bu fotoğraf Ali Taptık'ın Kaza ve Kader isimli kitabından...
Kaza ve Kader'de ne söylüyor Ali?
...
Her gün karşılaştığımız sıradan, küçük şeyler, üzerinden deklanşörü ile konuşan Ali, ‘Kaza ve Kader’ serisinde anlattığı hikayelere ‘Şaşılacak Bir Şey Yok’ sergisi ile yenilerini ekliyor. Sergiyi 16 Ocak'a kadar, X-ist'te görebilirsiniz.
yazan papa.tya saat 17:42 0 comments
Fişleme ali taptık, ben, fotoğraf, istanbul, kaza ve kader, sanat, türkiye, x-ist
20 Kasım 2009 Cuma
ikiye bölünmek
32.gün açıktı. bölünmek mi demokrasi mi konu
bunu yapmamın amacı, aynı kaynakta doğup farklılaşan ve çoğalan, çoğaldıkça farklılaşan şeyler var.
mitos bölünme yani bildiğin
hepsi aynı kaynaktan ve çoğalıp zengileşiyo
piyano tuşları ile de birleşmesi, eğer iktidarda olan ara notaları atarsa armoni ne olur?
ara notalar ve ana notalar adı verilen tümü çalarsa o melodi zengiliği ne olur gibi bişi...
zaten o tek ve ilk olan kaynak dediğimiz yerde de ikilik var.
falan filan
yazan papa.tya saat 01:23 0 comments
Fişleme türkiye
13 Kasım 2009 Cuma
Peki, Kuran sizce kapitalizme mi yoksa sosyalizme mi yakındır?
Mısır patlatmış, kuzenimin bana bıraktığı filmlerden G.I. Joe: The Rise of Cobra izliyordum. Cep telefonuma gelen "habertürk'teki programı izle" sms'i ile gündemim değişti.
Balçiçek Pamir'in sunduğu Karşıt Görüş programının konukları dün İhsan Eliaçık ve Erol Yarar idi. MÜSİAD'ın kurucu başkanı İhsan Eliaçık program boyunca seçtiği kelimelere özen gösterdi ve kendini çok doğru ifade etti. Bu yeteneğinden dolayı kendisini ayrıca kutlamak istiyorum. Kuran'ın günümüz, çağdaş yaşamın anlamdırdığı özellikleriyle kesinlikle sağ görüşe değil, sol görüşe yakın olduğunu anlattı. Özellikle de "abdestli kapitalizm"in Kuran'dan çıkamayacağına değindi. Eli açık tekrar tekrar "zenginin malında yoksulun hakkı olduğu"na değindi, Yarar'ın ağzına dolanan sloganı ise "40'da bir zekatı veriyoruz, para temizleniyor" oldu. Bu da programın düğümlendiği noktaya, özellikle Yarar sayesinde çözülememesine sebep oldu.
Programda konular imamların yüzme havuzlu, led sistemli namaz odalı evlerine, islami modaya değindi. Yarar'ın tüm bunlara yorumu "Zenginliği de yoksulluğu da veren Allah'tır" olurken; Eliaçık, "Nasıl Allah'ın olur. Kuran, mülk Allah'ındır, der. Yani insanındır. Bu üretimdir. Sen benim ürettiğim bir şeye nasıl Allah'ın dersin. Ben üretimi kullanarak, sermayeyi geliştirerek, herkesin çalışmasıyla eşitliği sağlamakla hükümlüyüm. Allah'ın buyurduğu budur" dedi. Eliaçık her açıklamasını ayetler üzerinden yapmak sıkıntısına düşmeseydi, kendini çok daha rahat ifade edebilirdi. Ama neyse...
Erol Yarar'ın sinsice İhsan Eliaçık'ın cümlelerini evirip çevirmesine sinir olduğumu itiraf etmeliyim. Umarım programın devamı gelir diye ümidim; halkın ayaklanması gerektiğini söyleyen İhsan Eliaçık'a da büyük bir sempatim var.
yazan papa.tya saat 14:54 0 comments
Fişleme balçiçek pamir, erol yarar, gündem, ihsan eliaçık, karşıt görüş, türkiye
19 Aralık 2008 Cuma
ben giriyorum siz de girin
Yeni yıl kartı için bir şey yazmak bir fikir bulmak gerekiyor.
Aklıma sadece şu geldi:
"2009'a ben giriyorum, siz de girin.!"
İmza:
Hepimiz: Recep Tayyip Erdoğan
22 Ekim 2008 Çarşamba
kriz
28 Temmuz 2008 Pazartesi
valla masumum, ergenekon yaptırdı
90yı yılların başından hepimiz hatırlarız şu repliği "ben yapmadım, miki yaptı". uçurtmayı vurmasınlar filminin minik kahramanı barış, altına kaçırınca söyler annesine. günümüzde de kimsenin tam olarak ne olduğunu bilmediği ergenekon davasının geldiği nokta da bu. iddianame'nin tamamını okuyan birinin öncelikle bana özetlemesini istiyorum. aksi takdirde benim özetim şudur: türkiye cumhuriyeti tarihinde ne kadar suçlu varsa hepsi aslında masumdur. çünkü her şeyi ergenekon yaptırmıştır.
deadline'mı gecikti?
ergenekon yüzündendir.
kadınlara eşit mi davranılmıyor?
ergenekon yüzünden abijim, benim hiçbir suçum yok. ölümle tehdit edildim, gittim karıyı siktim.
kanalizasyonlar her sene tekrar tekrar patlıyor, ilk yağmurda elektrikler ve sular kesiliyor, belli bölgeler sel altında mı kalıyor?
suçlusu ergenekon. yeraltı örgütünü kuvvetlendirmek için, asfalt altındaki onarımlara izin vermedi.
yolsuzluk, ekonomik kriz, memurların zamlarının artamaması, ensest ilişkiler, radyasyonlu çaylar, fail-i meçhul cinayetler...
hepsini ergenekon yaptı.
bana, yıllar önce otomobil kullanıcılarının kendilerini suçlamasını yerine üretilen "trafik canavarı" metonomisini hatırlatıyor bu ergenekon. yüzeysel baktığımı biliyorum, ama bir şey yaratıyorsan, ona karşı olan da bir ben yaratıyorsundur.
ergenekon yaratılmış veya var o ayrı... kastettiğim trafiğe çıkan insanların, kaza yaptığı gerçeği nasıl trafik canavarının suçu olarak adledildiyse, şimdi de birçok insanın yaptığı hatalar ergenekon'a yıkılıyor.
senelerdir o uçurumdan diğerine savrulan ülkemizin tek suçlusu bir anda ergenekon oldu. peki tamam kabul edebilirim bir yere kadar buymuş bu ülkenin karanlık sırrı. ergenekonmuş her işin çıban başı... ama sırf kendi hayatı pahasına bu kararlara boyun eğenlere nasıl masum diyebiliyoruz?
yazan papa.tya saat 15:17 0 comments
18 Haziran 2008 Çarşamba
istanbul'da kadın olmak ne demek, biliyor musunuz?
ağda, manikür, pedikür, regl sancısı, meme, kalça, kurnazlık, cilve, naz, beklenti, detaycılık, umut, kız başına, utanmak, çekinmek, öğretiler, bastırmak, kabızlık, kan şekeri düşüklüğü, yemek yapmak, para kazamak, çocuk istemek, yalnızlık, kahkaha, dans etmek, şarkı söylemek, sevinince sıçramak, korkmak, ürkmek, ürktüğünü belli etmemek, metanet, çok düşünmek, geri çekilmek, pandik, taciz, erkekler, aldatmak, aldatılmak
sıcak bir yaz gününde daha iyi yapacağı bir şey olmadığını bilen genç bir kadının en iyi yapabildiği şey yazabilmekse, ondan biraz korkulduğunun da bilincindedir. çok bildiğini göstermemesi gerektiğini biliyordur. az konuşur, öz konuşursa insanları şaşırtır. konuşmaması makbuldür. ama o hiç öyle istememiştir, yaradılışına ek olarak öğretilenler onu susmaya, hislerini, dugularını ve düşünceleriniaçıkça beyan etmemeye itmiştir. bu hayatı boyunca en iyi öğrendiği derstir. saklamak. zaman onu öyle bir hale getirmiş ki yazmayı bile kendinden esirgemiş. yazdıklarını, silmiş, kaybetmiş, atmış. ne yapabildiğini ve yapabildiklerinin çok daha iyisi olduğunu unutmuş. tekrar başlamaya da cesareti var mıymış emin değilmiş. korkmuş. yenilmiş.
cesaret nedir?
"yaratıcılık tanrıların kıskançlığını kamçılar. otantik yaratıcılığın böylesine cesaret gerektirmesi bundandır: tanrılarla yapılan kıyasıya bir cenk söz konusu." imza: bernard shaw
cesaret budur.
eğer iki-üç kadın tek başınıza paranızı kazanarak, yalnız yaşıyorsanız, bu hangi istanbul semti olursa olsun, çok hoş algılanmayan bir durumdur. bastırmalar, geri çekilmeler, geri göndermeler sebebiyle bir çok kadın/erkek tarafından kıskançlık yaratacak, çekilmesi mümkün olmayan önemli bir konudur. siz onların gözünde, kendilerince en aşağılık varlıktan daha aciz durumdaki birer orospusunuzdur. bunun yeni bir şey olmaması bunun her gün konuşulmasını engellese ve bu konu üzerine mantıklı çözümler üretilmesini engellese de bu aşılması gereken başlıca konulardan biridir. bir ülke politikası ne kadar önemliyse bu konu en az onun kadar önemlidir. çünkü iktidar ilişkilerinin ana kaynağı bu çözülmemesi için sistemin, özellikle erkeklerin her türlü kurnazlığa başvurduğu kadın erkek arası farklılıklardır.
yazan papa.tya saat 00:52 0 comments
