ben etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ben etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Şubat 2010 Salı

Klavyemin uğuru



Klavyemin üzerinde nereden geldiğine anlam veremediğim bir uğur böceği belirdi.
Uğurlu elir umarım, bundan sonra klavyeden çıkan tüm işlerime...


(Buarada sanki klavyem de baya pismiş.)

29 Aralık 2009 Salı

Sanata malzeme oldum

Nasıl mı? Çok kolay.

Önce sanatçı bir arkadaşınız olması gerekiyor. Ardından sorununun İstanbul olması, ve sizin de İstanbul çanak anten ve çatı manzaralı bir eviniz olması.

Sonra bu arkadaşınız sizi arayıp böyle böyle bir durum var, senin de bu projeme uygun bir manzaran varmış, gelip birkaç fotoğraf çekebilir miyim? diyor.

E siz de öküz olmadığınız için, tabi ki, diyorsunuz.

Geliyor, bakıyor manzaraya. Sonra sorun olmazsa seni de çekebilir miyim? diyor.

Biraz tırsak ve alçak sesle tamam, diyorsunuz. Ve olay gerçekleşiyor.

Zaman geçiyor ve siz unutuyorsunuz. Ta ki biri hatırlatana kadar...





Bu fotoğraf Ali Taptık'ın Kaza ve Kader isimli kitabından...

Kaza ve Kader'de ne söylüyor Ali?

İster büyük olsun ister küçük olsun tüm şehirlerin kendi mitolojisi vardır.
...
Bu bir ilk kitaptır Bir sanatçı kaprisi ya da iddiasının değil, İstanbullu bir fotoğrafçının, şehrini, fotoğraflarını çekerek yaşamayı sürdürecek olan fotoğrafçının; hem kendini hem de kentinisorgulamaya devam edecek, fotoğrafın doğası kadar, faş ettiği dünyalar üzerine de bilgi edinmeye çalışan bu belgesel tarzını deneyimiyle yakından izleyen bir fotoğrafçının, İstanbul üzerine yaptığı çalışmanın bir aşamasının varış noktasıdır. O çalışma, tüm mitolojilerin ve klişelerin hem uzağında, hem de karşısında konumlanmaktadır.
...

Chrstian Caujolle


Her gün karşılaştığımız sıradan, küçük şeyler, üzerinden deklanşörü ile konuşan Ali, ‘Kaza ve Kader’ serisinde anlattığı hikayelere ‘Şaşılacak Bir Şey Yok’ sergisi ile yenilerini ekliyor. Sergiyi 16 Ocak'a kadar, X-ist'te görebilirsiniz.

1 Eylül 2009 Salı

Papatya'nın Teras Satışı

Kullanmadığım eşyalarımı satıyorum.

Kitaplar, dergiler, bir kere veya daha fazla giyilmiş ama kullanılmayan ayakkabılar, elsibeler, garip nesneler, tabaklar, bardaklar, çantalar, kanepe ve sehpa (sanırım bu ikisi bugün gidiyor) aklıma gelmeyen, sayıldığı kadar hem çok çok çok fazla olmayan, az da olmayan türlü şeyleri elden çıkarıyorum.

Artık fazla gelmeye başladılar bana. Hepsini tek seferde atmam da mümkün değil. Geliyorsunuz, beğeniyorsunuz, kaç para diyorsunuz. İstediğini ver, yeter ki al diyorum. Böyledir. İşinize gelirse beklerim...

Üşenmezsem susayanlara limonata da satacağım :P

Ne zaman?
Bu hafta sonu... Öğleden sonradan hava kararana kadar...

22 Ağustos 2009 Cumartesi

anlam dünyası

anlam dünyasında anladığım tek şey birbirimizi anlamayacağımız.

14 Mayıs 2009 Perşembe

Temizlikçiye söylemeyi unutmayacaklarımın listesi

Radyatör araları
Küvetin ovulması
Termosifon ve sifon üstlerinin silinmesi
Dolap arkaları
Buzdolabı içi / dolap içi
ütü
terasın yıkanması / çiçeklerin sulanması
örümcek ağı varsa alınması
detarjanı bol bulmuş gibi kullanma
mutfaktaki leğeni bulaşık yıkamak haricinde sakın kullanma, gelince koklicam :P
yatak başındaki lamba silinecek
koltukları çekip altlarını da sil, nolur üşenme
aldığın şeyleri yerine koy, hiçbir şeyin yeri değişmesin
kütüphaneme dokunma
kurutulmuş çiçekleri atma
dolap üstlerini sil
yatak odasındaki şifonyerin altını noooolur unutma, terlik çorap kaçıyo almaya çalışınca hoş olmuyor
elin değmişken yazlıkları kışlıkları ayır da bana iş çıkmasın. (bu olmadı galiba)
yatak başındaki kitap, kalem, defter vb. nolur orada kalsın, toplama

başka bişi kaldı mı?

21 Nisan 2009 Salı

bahar ayakkabısı

klasik bir insanım. spor ayakkabım bil yıllardır aynı: "Stan Smith" hastasıyım...
ilk çocukken arkası yeşil olandan başladım giymeye. siyahını aldım, mavisini aldım. bu sene, hatta dün tamamen bembeyaz olanını aldım.
bugün de giydim. ama nasıl parlıyor!!!
bakın bakın nasıl parlıyor?

biraz kirlitmek, biraz pisletmek gerek. bir de böyle bembeyaz olunca bir taraftan da kirlenmemesi gerekiyormuş gibi hissediyor insan. yürüyüşüm bir acayip oldu. bir an evvel kirlense de rahatlasam...

derken, bunu gördüm:

yeni beyaz spor ayakkabılar için :)

1 Nisan 2009 Çarşamba

22dakika'da 90lar

Biraz uzun oldu ama güzel içerik....

22dakika'da 80ler

Bildiğiniz sapıttım saçmaladım. Neyse ki 90lar da biraz toparlardım...

28 Mart 2009 Cumartesi

mümkünse seninle bir süre daha görüşmek istemiyorum

görüşmememizin sebebi, beni çekememenden ziyade, ikimizin de görüşmek istememesi.
lütfen, kendini bu kadar yüce zannedip küçükleştirme.
kendine haksızlık ediyor, beni ise sinirlendiriyorsun.

18 Mart 2009 Çarşamba

22dakika - 17.bölüm

Az biraz daha rahatladığım ikinci çekim :)
Galiba bu işi sevdim...

22dakika - 16.bölüm

Tahminlerin ötesinde heyecanlandığım, heyecandan yüzümde yolunmadık yer bırakmadığım, önümde sakin sakin duran kağıtları, kaldırıp, katlayıp, açıp, kapatıp durduğum ilk çekimim...

21 Ağustos 2008 Perşembe

gitmek

iyi ve kötü yokmuş gibiyim
bugün buradan giderken
arkama bakmayacak biriyim

24 Nisan 2008 Perşembe

hayattaki her şey "ben" ile ilgili - 01

Kelimeler ve harfleri seviyorum. Onların heyecanı dokunulmaz. Harflere dokunulduğunda kendi tanrı hissetmen ise inanılmaz.
Türkiye'de yaşıyorsanız, 25 yaş üstü kadınların evlenmiş, hele hele hamile kadınları kaldıramadıklarını bilirsiniz. Kaldırmak sadece erkekleri kaldırmaya çalışan kadınlara mahsustur. 5 ay önce bir arkadaşımın hamile kaldığı haberini, sevinçle verdiğim başka biri bu heyecanı kursağımda bırakıyor ve ardında bugün, yani haberden 5 ay sonra bu haberi, "ay ne güzel" diye karşılıyorsa yapacak bir şey pek olmuyor.

Hepimiz evlenmek istiyoruz. Bir şekilde...

Harfleri görünce heyecanlanıyorum...

Erkek dediğin harf gibi olmalı. Durduğu yeri bilmeli. İstediğim zaman üzerine basıp yapmak istediğim eylemi gerçekleştirmeli. Ben eylem insanı değilim. Ben fikir adamıyım. Bunda kuul bi taraf yok. Bunda "abi yardım edin, ama ben yardım isteyemiyorum" durumu var.

Eski arkadaşlar sana yardım etmez.

Pütürsüz duvar sevmiyorum. Duvarların pütürleri olmalı. Hayat gibi... ben elimde olan her şeyde bir pütür istiyorum.
Kötü manada değil bu söylediğim...

Kimse arayınca ulaşılmaz zaten...

Dans etmek çok güzel bir şey. Eğer seninle dans eden varsa.
Öyle değil mi?

Hayat su gibi aksın ben onu içeyim. Yok öyle bir şey. Hayat sudur. Nasıl aktığı sana bağlıdır?

Şans nedir? Bulursan bana da getir.

  © Blogger template 'Minimalist E' by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP