11 Ocak 2010 Pazartesi
29 Aralık 2009 Salı
Sanata malzeme oldum
Nasıl mı? Çok kolay.
Önce sanatçı bir arkadaşınız olması gerekiyor. Ardından sorununun İstanbul olması, ve sizin de İstanbul çanak anten ve çatı manzaralı bir eviniz olması.
Sonra bu arkadaşınız sizi arayıp böyle böyle bir durum var, senin de bu projeme uygun bir manzaran varmış, gelip birkaç fotoğraf çekebilir miyim? diyor.
E siz de öküz olmadığınız için, tabi ki, diyorsunuz.
Geliyor, bakıyor manzaraya. Sonra sorun olmazsa seni de çekebilir miyim? diyor.
Biraz tırsak ve alçak sesle tamam, diyorsunuz. Ve olay gerçekleşiyor.
Zaman geçiyor ve siz unutuyorsunuz. Ta ki biri hatırlatana kadar...
Bu fotoğraf Ali Taptık'ın Kaza ve Kader isimli kitabından...
Kaza ve Kader'de ne söylüyor Ali?
...
Her gün karşılaştığımız sıradan, küçük şeyler, üzerinden deklanşörü ile konuşan Ali, ‘Kaza ve Kader’ serisinde anlattığı hikayelere ‘Şaşılacak Bir Şey Yok’ sergisi ile yenilerini ekliyor. Sergiyi 16 Ocak'a kadar, X-ist'te görebilirsiniz.
yazan papa.tya saat 17:42 0 comments
Fişleme ali taptık, ben, fotoğraf, istanbul, kaza ve kader, sanat, türkiye, x-ist
30 Kasım 2009 Pazartesi
Renkli Pencereler

Dün gece tünel'den galata'ya inerken, bu renkli pencerelerle karşılaştım. içime mutluluk yerleştirdiler :)
yazan papa.tya saat 13:38 0 comments
11 Temmuz 2009 Cumartesi
Yapay

Bugün kahvaltı için Harbiye Askeri Müzesi'nin yanındaki parka gittim. Yeşillik, park vs... tadı güzel olsun diye yiyip, içeceklerimin. Ve yukarı fotoğrafta gördüğünüz, yapma çiçeklerden özenle oluşturulmuş saksı ile karşılaştım.
yazan papa.tya saat 17:52 2 comments
Fişleme harbiye askeri müzesi, istanbul, park, yapma çiçek
8 Temmuz 2009 Çarşamba
Best Taxi Driver yolcusu olmak
Dün akşam, 22.00 sularında taksim The Marmara Otel'in önünden taksiye atladım. Evime doğru yola koyulmak için... Teşvikiye, dedim. Şoför amca bi durdu. Ya, neresiydi orası, dedi. Harbiye'nin orada mıydı?
- Yok, dedim. Harbiyeyi geçince, Şişli için sağa değil, ayrımdan sola sapacağız.
- Ya, kusura bakmayın, benim sabahın işte, daha afyonum patlamadı ki. 8 kişilik bir aileyi geçindiriyorum.
Aklımdan anası babasına da bakıyor heralde diye geçirdim.
Susmadı:
- Şimdi 8 kişilik aile deyince, e yapmasaydın o kadar çocuk diyeceksin. Sayayım hemen ailemi. 2 üniversitede okuyon çocuğum, bir eşim, bir elektrik faturası, bir su faturası, bir yakıt, telefon, kira... 8 kişilik aileyiz biz. Onlar da çocuklarım gibi...
Bastım kahkahayı tabi ki de.
Taksi şoförlüğünü bırakmış. Ama durak geri istemiş bunu, yalvar yakar. Bambaşka projelerim var benim. Onlara vakit ayırmam gerekiyor, diye devam etti. 8 dil biliyormuş, ama 7'si kendini bilmiyormuş. 6 tiyatro oyunu, 2 film senaryosu yazmış. Ama daha zamanı var, dedi. Henüz götürmedim, satmadım. Bekliyorum., dedi..
KGS daha yokken, büyükşehir belediyesi kamu oyu araştırması yapmış. Halk için daha iyi ne olabilir diye. Bu da araştırmadan bir sene önce mi ne, (zamanlamadan emin değilim), KGS fikrini bulmuş. Projelendirip sunmuş. KGS O'nun fikriymiş yani...
Şu an bir kitap yazıyormuş. Roman değil, ama benim yazdığım, dedi. Türkiye'de 7'den 70'e herkesi ilgilendiren problemler, çözümleriyle, dedi. 80 sayfası sadece kadın erkek ilişkileri üzerineymiş. Bir dönem kuaförde çalışmış, epey bilgi toplamış bu konuda. Türkiye'deki erkekler aptal, kadınlar ise eksik, dedi. Her erkeğin ardında başarılı bir kadın vardır, deniyor. E o zaman sen o kadar salaksın ki kadınları okutmuyorsun. Bu ülkede kadınlar okusa hepsi inanılmaz başarı elde eder, dedi. Bunlardan bahsetmiş bir bölümünde kitabın. Son on sayfası kalmış, toparlıyormuş.
Aslında krizi de çözmüş, projelendirmiş. Ama şu anki hükümete sunmak istemiyor. Şoförümün adı İhsan Aknur, ama onu herkes Best Taxi Driver olarak bilir...
Bu video da ülkeleri gezip, taksi şoförleri ile şehirleri gezerek tanıtan bir belgeselci kadının programı. İstanbul'a gelince, bindiği taksi şansına Best Taxi Driver olmuş...
Daha önce fark etseydim bir de fotoğrafını çekerdim, ama taksiden inince tüm parçalar birleşti...
yazan papa.tya saat 19:34 2 comments
Fişleme best taxi driver, ihsan aknur, istanbul
30 Mart 2009 Pazartesi
denizanaları sizce de korkunç değil mi?
yazan papa.tya saat 21:33 2 comments
Fişleme denizanası, istanbul
27 Mart 2009 Cuma
kanatçı haydar
21.30'da işten çıktık. Böylesine erken işten çıkınca ne yapacağına bilemiyor insan. tolga, berivan'ı metrobüs durağına bırakacaktı. hadi, dedi, seni evine bırakalım. e, belirttim ya, insan erken çıkınca ve eve gidip çalışmaya devam etmeyeceğini bilince, ne yapacağını şaşırıyor. bildiğin çevreyolunda, kavşakları kaçırarak kaybolma başarısını yakalan tolga'nın aklına geldi, kanatçı haydar. süperdir, şahanedir...
gidelim mi, gidelim...
bi taraftan da nil, bağıra bağıra diyor "kabristan'a ya, hindistan'a ya..." biz de ekledik "kanatçı haydar'a ya!"
ufaktan kaybolaraktan bulduk mekanı. kapıdan ilk ben girdim. anında ve de hışımla üst kata "aile salonu"na yönlendirildim.
Kolonlara ve duvarları asılı sarı sarı arka planlı yazıları okuyamıyorsunuzdur. hemen yardımcı olayım:
"içki yiğidi susturur, korkağı coşturur."
"ben içerim, o kıl köprüden ben sarhoşken de geçerim."
lafı dolandırıp, bulandırıp ağzınla içe getirmişler her yazıda. artık adamlar ne çektilerse, bağırıyor duvarlar.
böyle mekanlar şelalesiz olmaz tabi ki de... zaten ilk girdik renkler öldürdü beni, ucuz çocuk odası boyası, kız mı erkek mi bilememişler doğmadan ikisine de boyamışlar...
hepsinin ardından leziz bir salata ve açık ayran geldi. onları çekemedik. anında gömüldük. ama buyrun kanatlar... enfeeesss...
bir de pembe puantiyeli aşkımızı anlatan, el bezi vardı. ama onu çekmeyi unuttuk.
efendim söylemesi ayıp, kendi yağı ile kavrulmuş kanatlara bata çıka yumulduk. sıra el yıkama faslına geldi. tuvaletle ilgili şok1.
karşınızda "bayan lavabo"
daha bitmedi yeni başlıyoruz. gördünüz mekanın tadını. şimdi bir de "bayan lavabo"nun içini görün. "bayan lavabo" başka bir dünya.

gidip de görmeniz gerek.
göbekler şişmiş, rehavet çökmüş, yola koyulduk. bildiğiniz kaybolduk, bilmediğiniz ise uzun bir müddet ataköy'e varamadık. nil abla diyor, "seviyorum, sevmiyorum", ben diyorum "kaybolduk, kaybolmadık" detayları anlatmayacağım. hem uzun hem de söz verdim. ama ataköy'e vardığımızda saat 00.01 olmuştu. ve bir ama daha berivan sol dedikçe, adam sağa saptı ya! "ne garip adam"
unutmadan bu haydar efendi nerede diyenlere:
mahmutbey cad. depo dureğı no:371 (gelişim hast. yanı) kocasinan/istanbul
www.kanatcihaydar.net
(kolonyalı mendilin üzerinde ne yazıyorsa aynı, tapaj hatası aslından.)
yazan papa.tya saat 00:41 4 comments
Fişleme istanbul, kanatçı haydar, nerede ne yenir
18 Haziran 2008 Çarşamba
istanbul'da kadın olmak ne demek, biliyor musunuz?
ağda, manikür, pedikür, regl sancısı, meme, kalça, kurnazlık, cilve, naz, beklenti, detaycılık, umut, kız başına, utanmak, çekinmek, öğretiler, bastırmak, kabızlık, kan şekeri düşüklüğü, yemek yapmak, para kazamak, çocuk istemek, yalnızlık, kahkaha, dans etmek, şarkı söylemek, sevinince sıçramak, korkmak, ürkmek, ürktüğünü belli etmemek, metanet, çok düşünmek, geri çekilmek, pandik, taciz, erkekler, aldatmak, aldatılmak
sıcak bir yaz gününde daha iyi yapacağı bir şey olmadığını bilen genç bir kadının en iyi yapabildiği şey yazabilmekse, ondan biraz korkulduğunun da bilincindedir. çok bildiğini göstermemesi gerektiğini biliyordur. az konuşur, öz konuşursa insanları şaşırtır. konuşmaması makbuldür. ama o hiç öyle istememiştir, yaradılışına ek olarak öğretilenler onu susmaya, hislerini, dugularını ve düşünceleriniaçıkça beyan etmemeye itmiştir. bu hayatı boyunca en iyi öğrendiği derstir. saklamak. zaman onu öyle bir hale getirmiş ki yazmayı bile kendinden esirgemiş. yazdıklarını, silmiş, kaybetmiş, atmış. ne yapabildiğini ve yapabildiklerinin çok daha iyisi olduğunu unutmuş. tekrar başlamaya da cesareti var mıymış emin değilmiş. korkmuş. yenilmiş.
cesaret nedir?
"yaratıcılık tanrıların kıskançlığını kamçılar. otantik yaratıcılığın böylesine cesaret gerektirmesi bundandır: tanrılarla yapılan kıyasıya bir cenk söz konusu." imza: bernard shaw
cesaret budur.
eğer iki-üç kadın tek başınıza paranızı kazanarak, yalnız yaşıyorsanız, bu hangi istanbul semti olursa olsun, çok hoş algılanmayan bir durumdur. bastırmalar, geri çekilmeler, geri göndermeler sebebiyle bir çok kadın/erkek tarafından kıskançlık yaratacak, çekilmesi mümkün olmayan önemli bir konudur. siz onların gözünde, kendilerince en aşağılık varlıktan daha aciz durumdaki birer orospusunuzdur. bunun yeni bir şey olmaması bunun her gün konuşulmasını engellese ve bu konu üzerine mantıklı çözümler üretilmesini engellese de bu aşılması gereken başlıca konulardan biridir. bir ülke politikası ne kadar önemliyse bu konu en az onun kadar önemlidir. çünkü iktidar ilişkilerinin ana kaynağı bu çözülmemesi için sistemin, özellikle erkeklerin her türlü kurnazlığa başvurduğu kadın erkek arası farklılıklardır.
yazan papa.tya saat 00:52 0 comments




