23 Mayıs 2008 Cuma

tuhaf

- sen tuhaf birisin.

bunu biri dediğinde ne demek istiyor, merak ediyorum. çünkü asıl tuhaf olan "tuhafiye".
"tuhaf" kelimesi arapça bir kelime olarak hem acayip hem de "hediyeler" anlamına geliyor. esasen hediye anlamındaki "tuhfe" kelimesinin çoğulu. tuhafiye de bu köke dayanarak, hediye vb. şeyler alınacak yer manasında kullanılmakta.

bu durumda birisine tuhaf diyerek, hediyelerle dolu olduğunu mu anlatmak istiyoruz? ingilizce'de birinin yeteneğinden bahsederken "gift" (hediye) kelimesi kullanılır. bu durumda tuhaf olarak nitelendirdiğimiz insanların özel yetenekleri olduğunu da vurgulamış oluyor muyuz? zaten tuhaf dediğimiz kişiler bizi yaptıkları, söyledikleri, davrandıkları şeyler ve biçimlerle şaşırtmaz mı? her zaman renkli ve farklılıklarla dolu insanlar.

bunun yanı sıra birine armağan ettiğimiz şeyi, o kişiye ithaf ederiz. "ithaf" kelimesi de tuhfe kökünden gelmekte. günümüz türkçesinde ithaf kelimesini kullansak da aslında önerilen kelime "sunu"dur. sunum (prezentasyon) kelimesi de buradan gelmektedir.

aslında sunudan, "arz ve talep" ikilisine de değinecektim, son anda vazgeçtim.

ama sonra fark ettim ki "tuhaf" kelimesinin garip, acayip anlamı ile ilgilenmedim:

bir de bizarre (tuhaf) diye bir kelimemiz var hem ingilizce hem de fransızca olan. bunun kökenlerini incelemeye gidince işler biraz karışıyor: basque dilinde, "sakal" anlamına gelen bizar'ın, onyedinci yüzyılda fransızcada önce "yakışıklı" (sakallı ispanyol askerlerinin fransızlarca bu şekilde tarif edilmesine istinaden), daha sonra, "garip, acayip" olarak geçmesi yolundaki açıklama; diğeri ise, italyanca, "kızgın sinirli" anlamındaki "bizarro"dan türediği açıklamasıdır. [bu bilgiyi ekşi sözlükten cedilla adlı kişinin entry'sinden aynen kopyaladım.]

bu kelime beni osmanlıca'da kullanılan farsça'dan gelen "bizare" kelimesine yönlendiriyor. "desise, hile, tuzak" manalarına gelen kelime beni anında "bizar" kelimesine götürdü. bizar da farsça kökenli olmakla birlikte "bezgin, usanmış" manalarına gelmekte. ama bizar bu anlamlarıyla yetinmeyip, günümüzde uzaylılar vb. konular hakkında sanrı olarak yorumlanan olaylara tanık olduğunu iddia eden insanlar için de kullanılmakta. ne kadar tuhaf değil mi?

bu durumda tuhaf (garip) olarak nitelendirdiğimiz insanlar, anlatmak istediklerini anlatamadıkları için, düştükleri bizzare durumdan eninde sonunda bizar ederek, tuhaflıklarını (hediyelerini) istediklerini gibi kullanamaz ve daha da anlaşılmaz duruma geliyor olabilir mi? bu, insanların onlara oynadıkları/kurdukları bir bizare değil mi?

bu sunumumu, tüm tuhafiyecilere ithaf ediyorum.

- evet, ben tuhaf biriyim.

24 Nisan 2008 Perşembe

hayattaki her şey "ben" ile ilgili - 01

Kelimeler ve harfleri seviyorum. Onların heyecanı dokunulmaz. Harflere dokunulduğunda kendi tanrı hissetmen ise inanılmaz.
Türkiye'de yaşıyorsanız, 25 yaş üstü kadınların evlenmiş, hele hele hamile kadınları kaldıramadıklarını bilirsiniz. Kaldırmak sadece erkekleri kaldırmaya çalışan kadınlara mahsustur. 5 ay önce bir arkadaşımın hamile kaldığı haberini, sevinçle verdiğim başka biri bu heyecanı kursağımda bırakıyor ve ardında bugün, yani haberden 5 ay sonra bu haberi, "ay ne güzel" diye karşılıyorsa yapacak bir şey pek olmuyor.

Hepimiz evlenmek istiyoruz. Bir şekilde...

Harfleri görünce heyecanlanıyorum...

Erkek dediğin harf gibi olmalı. Durduğu yeri bilmeli. İstediğim zaman üzerine basıp yapmak istediğim eylemi gerçekleştirmeli. Ben eylem insanı değilim. Ben fikir adamıyım. Bunda kuul bi taraf yok. Bunda "abi yardım edin, ama ben yardım isteyemiyorum" durumu var.

Eski arkadaşlar sana yardım etmez.

Pütürsüz duvar sevmiyorum. Duvarların pütürleri olmalı. Hayat gibi... ben elimde olan her şeyde bir pütür istiyorum.
Kötü manada değil bu söylediğim...

Kimse arayınca ulaşılmaz zaten...

Dans etmek çok güzel bir şey. Eğer seninle dans eden varsa.
Öyle değil mi?

Hayat su gibi aksın ben onu içeyim. Yok öyle bir şey. Hayat sudur. Nasıl aktığı sana bağlıdır?

Şans nedir? Bulursan bana da getir.

15 Nisan 2008 Salı

beraber yürüdük...

Kablolar sarmış dört bir yanımı
Taktığım hiçbir hub, usb okumuyor
Ben işimi bitirmek istesem de
Yeni gelen her iş bunu engelliyor.
Beraber backup’ladık biz serverlarda
Beraber unuttuk raporları google’da
Şimdi girdiğim tüm sitelerde
Bana her şey çok tanıdık geliyor.

19 Mart 2008 Çarşamba

şişko aptal kadınlar

7. reklamdan ilk sağa dönüldüğünde, 5. reklamın hemen solunda içindekiler sayfasına yer verilen kadın dergilerinden bahsediyorum. hepsi şişman, içi bomboş kadınlar gibi.

"sekse bağımlı mısınız?"
son sayılarda göze çarpan test başlığı. bundan 5 sene öncesine bakacak olursak:
"yeterince seksi seviyor musunuz?"du test başlıkları. artık sekse bağımlı kadınların dönemi.

veee kadın dergilerinin vazgeçilmezi: kadın dergileri testlerinde her soruya yanıt teoman...

bir süre sonra renkler de desenler de modeller de beğendiğim şeyler oluveriyor. obezlik bulaşıcı.

22 Şubat 2008 Cuma

uykusuz her gece

tam her şey düzgün giderken, gördüm bir oyun aniden
kitlenecek ne vardı, kitlendin ya açılırken
bu gece seni bir oynayayım canım derken
sildim cookie'leri privacy'den

neydi feysbuk şifrem
gmail'den öğrensem
buldum sanki daha önceden
yazdım hemen zihnimden

kendimi buldum ben çalıştığım işlerde
ya olursam aplikasyon ben de gitgide

uykusuz her gece
bu yorgun harddiskle
sabahlarım bazen günlerceee
ramlerim şişti yineeee
uykusuz her gece, ekran kartım kapristeee
sapıtır mıyım kahve içersem her gece

masaüstü dosyalar
tag'lenmiş insanlar
çoğalıyor önümde, bütün o detaylar
açtırmıyor, tab'ları şişen firefox'lar
yoruldukça açılır zihinler

10 Şubat 2008 Pazar

39 basamak

1935 yapımı Alfred Hitchcock filmi. Filmi izlemedim, ama geçtiğimiz Cumartesi akşamı Kenter Tiyatrosu’ndaki yorumunu seyrettim. Sahne dekor kullanımı ve yaratıcı mizansenleri ile dikkat çekici bir oyun olmuş. Özellikle tren sahnesi tekrar tekrar izlenesi. Hitchcock gerilimi tatlı bir mizaha bürünmüş, izleyenlerin gülümsemelerine yer yer kahkaha atmalarına sebep olmuş. John Buchan'nın romanından Patrick Barlow'un sahneye uyguladığı 39 Basamak; Hakan Gerçek, Okan Yalabık, Demet Evgar, Bülent Şakra isimlerinin bulunduğu dört kişilik bir oyun. Her birinin ayrı ayrı tek tip oyuncu olmadığını çok rahatlıkla anlayabiliyorsunuz. Özellikle kendi adıma Demet Evgar için çok önyargılıydım, ama tam bir mimik oyuncusuymuş meğer. Okan Yalabık’ın ise professor karakteri dışındaki tüm karakterleri lezizdi. Sanki biraz aceleye gelmiş de profesör karakteri üzerine kafa yoramamış gibi.


Ben gidin izleyin, bakın eğlenin, derim. Ayrıca Kenter Tiyatrosu bu yıl promosyon yapmış. Tek bilet 3 oyun kampanyası var. Açık Deniz ve Kuyruk oyunlarını da peşpeşe başka bir gün izleyebiliyorsunuz.

09 Ocak 2008 Çarşamba

Die Zauberflote - Sihirli Flüt

1. Sağlık: Astım hastası ve alerjisi olanlar kesinlikle gitmesin. Duman/sis makinesi “fıss”layıp ortamı dumana çevirip, o dumanlar seyircilere geldikçe, nefessiz kalındı. Bolca öksürüldü. Sanki alındığından beri kullanılmamış makine, tozlanmış. Bastıkça, içindeki tozlar yanıyor gibi bir koku vardı. Dumanın tadı toprağa benziyordu. Ayrıca o "fıss" sesi orkestra ile mükemmel uyumlu!

2. Elektrik kesintisi: Papageno'nun aryasında ve sonra quintett'te olmak üzere 3 kere elektrik kesintisi yaşandı. Oyuncular ellerinden gelen gayreti göstererek az hata yaptılar. Elektrik problemi orkestra çukurunda da yaşandı. Ezbere çalma denendi, ama istenilen sonuç alınamadı.

3. Senkronize: Işıkların geldiği zamanda ise üst yazılar gelemedi. Üst yazı geldikçe elektrikler kesildi. 2. perdenin sonlarına doğru ışıklar ve üst yazı anca senkronize oldu. Ama güzelim operadan tek kelime anlamamış olduk. (Aslında üst yazıya bakarken oyunu kaçırıyor insan ama neyse...) Ama ışıklar genel olarak görüntü ile senkronize olamadı.

4. Dekor: Parasızlıktan olsa gerek minimalist modernist etkilere yönelinmiş, ve fakat bildiğiniz olmamış. O beyaz kapı, pencereler niye vardı hala anlayamıyorum. Anlamak da istemiyorum. Korkunç dekorun ardından, canlı dekor olarak kedi geçti.

5. Kostüm: Çok söylenecek söz var ama tek bir soru ile geçeceğim: Neden rahipler budist turuncusu renginde semazen kıyafeti giyiyordu? Asteriks kıyafetlilerden bahsetmiyorum bile... Veyahut, Prensesin spora giderkenki kıyafetiyle kaçırıldığından da...

6. Dil: Diyaloglar Türkçe, parçalar Almanca idi. Sebebi bilinmemekte. Çalışmasa da madem üst yazı var, neden tümü Almanca olmamakta? Sorular soruları doğurmakta.

7. Ha bi de Papagena, neden Aysel Gürel kostümü giymişti? Ek olarak, benim bildiğim Papageno aşağıdaki gibidir. Dün akşamki de neydi öyle?


8. Markus Baisch, selamlamayı elektrik kesintisine gönderme olarak elinde fenerle yaptı.

9. AKM’de O – 42 en güzel yer.